neden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2013 Çarşamba

EĞLENCELİK mi EVLENMELİK Mİ?

ERKEKLER;


Çift karakterli yaratıklardır.
 (Aslında çift karakterden fazlasına sahip olanlar da var...)
Çift karakteri nasıl ve nereden çıkarttığıma gelince; 
Kadınları eğlencelik ve evlenmelik olarak ayıran zihniyet, kime ait? 

Eğlencelik kızlar evde mi kalır, onları hangi adam alır?
Kaldı ki, onları alan adam eğlenceli bir evlilik yapmış olmaz mı?
....Kafamda deli sorular....

Biz kadınların hemcinslerimizi böyle kategorize edebileceğimizi sanmıyorum bize kalsa, evlenmelik/eğlencelik yerine topuklu ayakkabı/spor ayakkabı veya 
orjinal çanta/çakma çanta kullananlar olarak kategorize ederdik eminim :)
Bir düşünün birçok erkek arkadaşınızdan hatta sevgilinizden bile, ''Aaa kızım saçmalama, o kız ötekiler gibi değil'' ya da ''Bak ben çok hatunla takıldım,  gecelikler, gündelikler vardı ama artık sıkıldım, yoruldum ve sen onlardan biri değilsin. Artık ciddi birşey yaşamak istiyorum'' vs... şeyler duymayanımız var mı? Sanırım yoktur çünkü bunları duyan tek temiz aile kızı ben kalmış olamam değil mi, eğer böyleyse durum daha da fena !... :)
Şaka bir yana ne zamandan beri bu sözleri ciddiye almıyoruz kaç yanılgıdan, kaç yenilgiden sonra artık bu sözlere kanmıyoruz bunu bilmiyorum tek bildiğim, bu sayede herkesin kendine bir koruma kalkanı geliştirdiği...
Güvensizlik dedikleri ne zaman başlıyor, ne zaman birbirini sınamaya başlıyor insanlar ?...

Erkeklerin ciddi düşünmek için yedekledikleri, fakat o yedeğe emek verip, zahmet ve fedakarlıklarla dolu zaman yaratmak yerine; eğlencelik biriyle zahmetsiz, düşünmeden, fedakarlığa gerek kalmadan ve eğlenceli zaman geçirmeyi tercih ettikleri KESİN!
Hani fikir farklı, zikir farklı işte ;)

Büyümeyen, kolaya alışık, armut pişsin ağzıma düşsün hatta ben istediğimle istediğim haltı yiyeyim ama evleneceğim kadın gözünü benimle açsın düşüncesi, evlilik kararı alınınca da, evinin ve kocasının hizmetçisi tarzı bir düşünce yapısı ve sonuç olarak
beklentisi bitmeyen bir erkek egomanyası...

Hani neden diye düşünüyorum da, ''ATAERKİL'' yapıdaki toplum düzenimiz sağolsun diyerek, cevap verip, işin içinden çıkan insanlara kafa göz dalasım geliyor.
 Bu adam müsveddelerini doğuran anne de, 
biz kadınları kim doğurdu?
Onlar anasının göz bebeği, el bebek gül bebeği de 
biz anamızın kaktüsü müyüz?
 Bu dünyaya hizmet etmek, mutlu etmek, 
onların egolarını yükseltmek,
  karşılığında da eğlencelik/evlenmelik olarak kategorize olmak için mi geldik?

Hadi kategorize ettiniz de; 
eğlencelik hatuna yanaşacak paranız, 
 evlenmelik hatuna yanaşacak cesaretiniz, aklınız ve 
verdiğiniz sözü tutacak kadar adamlığınız var mı acaba?
Kategorileri bırakın da, hayatta ne istediğini bilmek önemli bir meziyettir!...


13 Mart 2013 Çarşamba

Yalnızlık Fobisi

Yalnızlıktan kim korkuyor?
Yaşlılar mı, aile kurmak istemeyenler mi, öz güveni olmayanlar mı?..

Herkes korkuyor aslında yaşlısı, genci, çocuğu, hayatta en başarılı olandan tutun da 
en başarısız, en aciz olan bile...
İnsanın doğasında var olan hislerden biri sadece.

Son zamanlarda dikkatimi çeken birşey var, yalnızlıktan öyle korkar hale gelmişiz ki; yanımıza insan yedekliyoruz. En basiti bir arkadaşımızla aramız açılmadan diğerine yanaşıyoruz ya da sevgilimizden daha ayrılmadan başka biriyle yakınlaşma çabasına giriyoruz kimsenin yalnız kalmaya tahammülü yok. 
NEDEN?


Hatta öyle ki; yedeklediğimiz insanları bile kaybetmekten korkuyoruz. O kadar korkuyoruz ki, yalanlar söylüyoruz. Hem de gözlerinin içine baka baka hatta bazen onların hakkımızdaki gerçekleri
 bildiklerini bile bile ...
En ağır geleni bu herhalde, gözünün içine baka baka size güvenen insanlara yalan söylemek. 
Tüm güvenini kaybedip gitmek mi yoksa kendimize bile itiraf edemediğimiz ''yalnızlık fobimizi''
 bir başkasına anlatmak mı ?..
Sonuçta; yalnız kalmaktan öyle korktuk ki; doğru/yanlış demeden herkes yanına birini yedekledi ve bu sebepten bazıları yalnızlığa mahkum kaldı belki de...

2 Mart 2013 Cumartesi

BİR SARILMANIN ANATOMİSİ


Yıllarca antenli antenli teletabiler boşuna dememiş ''sarılalım sıkı sıkı'' diye 
onlarında varmış demek ki; bir bildikleri :D

Yeri geliyor elele tutuşmanın, öpüşmenin hatta sevişmenin yerini alabiliyor. Tek isteğiniz, başınızı göğsüne yaslayıp öylece kalmak, kokusunu içinize çekmek olabiliyor. Hatta bazen bağımlılık bile yapabiliyor... Peki Neden?

Oturup bunu düşündüm koskoca bir hafta... (düşünecek daha da önemli birşey bulsam eminim bunu düşünmezdim) Düşündüm fakat cevap buldum mu ben de bilmiyorum...

Uzun zaman sonra birine sarılınca, neler hissedebileceğimi unuttuğumu farkettim, malesef kısa bir süre önce de unuttuklarımı hatırladım.

SARILMAK = Güven İhtiyacı + Destek Verme İsteği (''Yanındayım'' deme şekli)

  • Ne zaman sarılmak isteriz? 


Canımız sıkkınken, kendimizi yalnız/ çaresiz hissettiğimizde, korktuğumuzda, aklımız karıştığında  hatta bazen hoşlandığımız birini sevip sevmediğimizi anlamak için vs... Bu da demek oluyor ki; genelde olumsuz/ negatif olan her anımızda sarılmak istiyoruz.
  • Neden sarılıyoruz?
Güvenmek, verdiğimiz değeri ifade etmek, ''Ben Buradayım, yanındayım, korkma, geçecek v.s'' demek, çoğu zaman teselli edip, destek olmak için sarılıyoruz.
  • Fiziksel Etkileri nelerdir?
Her zaman böyle hissedemesek de; 

Sıcaklık duygusu: Bu gerçekten de fiziksel bir etki çünkü vücut ısısı gerçeği var. Bu sıcaklık duygusu bize kendimizi güvende ve güçlü hissettiriyor. 

Koku: Zamanla sözleri, bakışmaları, hatta dokunuşları bile unuturuz fakat unutmadığımız tek şey  kokudur. Bir başkasına sarıldığınız anda, sıcaklık duygusuna rağmen kendinizi güvende hissetmeyebilirsiniz bunun sebebi de kokudur. Kokuların isimleri aynı olsa da kişiye özgüdür her tende farklı bir kokuya dönüşür. Bazen sarılırken, burun deliklerimizin ve ciğerlerimizin aldığı kadar kokuyu içimize çekmek isteriz, bunun sebebi basittir o kokuyu unutmayacağımızı biliriz ve flash bellekte o kokuyu saklamak isteriz.

Kalp Atışları: Kalp atışlarımızın normalden daha hızlı attığını hissederiz öyle ki; sarılan kişinin duyup duymadığından şüpheleniriz. Bu hızlanmayı tetikleyenler de yine sıcaklık duygusu ve kokunun beynimizde yarattığı etkidir. Vücut adrenalin salgılar ve çoğumuz farkında olmasak da adrenalin bağımlısıyız. Belki de bu yüzden tekrar sarılmak, aynı etkileri yaşayıp yaşamayaca-ğımızı görmek isteriz.

Vee son olarak;

Yazının başında -sarılmanın nasıl olduğunu malesef hatırladım- demiştim. Neden malesef kısmına gelecek olursam; kim bilir belki yanlış zaman-yanlış insan...
Bu sebepten, kendimi fiziksel gerçeklerle kandırıp, 
yoluma devam etmeliydim ben de böyle yaptım.
 Fiziksel gerçeklere sığınıp, kendini ve başkalarını kandırarak,
 defteri kapatmak en doğrusudur bazen....