18 Ekim 2013 Cuma

BALM SHELTER + SEXY MAMA

Bu bir makyaj, alışveriş, moda blogu değil fakat adı  "BENİM DÜNYAM" olunca her telden biraz çalabilirim :) Benim de takip ettiğim çok iyi makyaj, moda, alışveriş blogları var ve derdim onların eline su dökmek değil :)
Bayram öncesi büyük Gratis indirimi vardı ben de öyle bir indirim haberi alınca koşa koşa gittim Gratis bir yana The Balm standı önünde mesken tuttum diyebilirim indirim oranı %50 olunca ;)
Bu markayı bilen bilmeyen, duymayan, kullanmayan, kullanmaya cesaret edemeyen hala bir çok arkadaşım varmış öyle olunca bu yazıyı yazmak farz oldu.

The Balm: Aynı Sephoralarda satılan Benefit markası gibi paraben, kanserojen madde içermeyen ve hayvanlar üzerinde test edilmeyen, Benefit'e oranla uygun fiyatlı, hatta Gratis sayesinde daha da uygun fiyatlı olan, ambalajları sevimli mi sevimli, Amerikan menşeli bir makyaj ürün markası
Balm Shelter (Renkli Nemlendirici):  18Faktör güneş koruyuculu, su bazlı, kapatıcılık etkisi fazla olmayan, bir çeşit BB hatta CC krem tarzı bir ürün. 
Bir çok BB kremin yağlandırdığını deneyerek öğrenen biri olarak, bu ürünü aldıktan sonra diğerlerini dolu dolu çöpe attığımı söylersem yalan olmaz!
64ml olmasına rağmen bir kutusu sizi uzun süre götürecektir çünkü akışkan ve hızlı yayılan, hafif bir yapıya sahip. 3adet renk seçeneği var ve ben açık tenli biri olarak, Light Medium olan en açık rengini tercih ettim.

Sexy Mama (Transparan Pudra): Kapatıcılık özelliği aman aman olmayan, her cilt tipinin rahatlıkla kullanabileceği, Balm Shelter ve BB tarzı kremler üzerinde oldukça iyi etkiler bırakan, makyaj sabitleyebilen, parlama önleyici, hafif bir pudra.
Bakmayın kutusunun küçüklüğüne 7.08gr ve içindeki aynası da fiyat-ürün performansına göre büyük bir artı !

Ben karma cilt yapısına sahip, pudra/föndöten sevmeyen, makyaj yaptığını göze sokmaktan rahatsız biri olarak; Balm Shelter ve Sexy Mamayı birbirinden ayırmadan kullanıyorum. Benim ayrılmaz ikilim :)
Fotoğraftaki diğer ürün yazıları için lütfen #Takipte kalınız :) 
İlk kozmetik yazım hakkında yorumlarınızı twitter ve yorumlardan çekinmeden bildirebilirsiniz ;)

28 Eylül 2013 Cumartesi

Özleyeceksin ...

Biliyorsun değil mi?
Özleyeceksin!
Giden, kim varsa özler.
Kuralı buymuş gibi sanki ...
Vee bazısı da, özleyeceğini bile bile gider ...

En çok da hissettiğin, sıcaklığı özlersin sonra içine
çekerek kokladığın parfümün teninde bıraktığı kokuyu,
saçlarının kokusunu,  bakışlarını, sesini, mimiklerini,
gülüşünü, ellerini, öyle ki fotoğraflarını bile özlersin ...

Merak edeceksin nerde olduğunu,  neler yaptığını,  kimlere
gülümsediğini, o gülücüklerin sahte olup olmadığını,
aklına gelip gelmediğini, onun için bir anlamın olup
olmadığını bilmek isteyeceksin.
Tüm bunların sebebi, yine özlem!
Biliyorsun değil mi?
Özleyeceksin ...


18 Eylül 2013 Çarşamba

Hoşgeldin Yeni Yaşım

Bilmeyen, duymayan, unutan var mı kaldı mı bilmiyorum
22 Eylül doğum günüm :)
Hoşgeldin 29. Yaşım!


Ne önemi var amaan yaşlanıyorum artık kutlama falan istemez derken;
30'lu yaşlarının ortalarında olan bir arkadaşım "sen farkında mısın,
2 ile başlayan son yaşın bu, inan bana 18. yaştan bile daha önemli"
dediği an, pek birşey anlamadım ve yüzüne boş boş baktığımı
görünce anlatmaya başladı.  Biz kadınlar 30 olduktan sonra birkaç
yıl orda kalıyoruz yüzümüzdeki çizgiler, saçlardaki beyazlar hep bu
yaşın eserleriymiş. 3 ile başlayan yaşlara artık genç denmezmiş.
Oysa ben son 2senedir soran herkese 30 dediğim için sanırım ben
en uzun 30 yaşımda kalmış olucam :)
Tabii herkesin beni "aa yaşını hiç göstermiyorsun" diye diye gazlamaları
da bu durumu etkiledi sanırım ve 30 demekten hiç korkmadım.
Fakat madem ki; son 2ile başlayan yaşımsın tadını çıkartacağım 29!

Hoşgeldin bana sağlıkla, başarılı bir işle, huzurla, ailemle, karşılıklı aşkla,
bitmeyen dostluklarla, şansla, mutluluklarla gel ...
Gel gel hoşgel en güzel yaşım ♡ ♥ ♡

NOT:
       Yüzümdeki kırışıklıkları da, saçımdaki beyazları da seveceğime
       SÖZ VERİYORUM :)

25 Ağustos 2013 Pazar

SORUMLULUĞU ALINMAYAN ZEVKLER

AHHH BU ERKEKLER !!!

Bu Pazar, Ayşe ARMAN'ın, Meryem UZERLİ ile olan ropörtajını okuyup, sinir küpüne dönen
kadınlardan sadece birisiyim.
Ropörtaj için TIK


ÖZETLE; Bizim Hürrem diye ısrar ettiğimiz Meryem, Türkiye'de ailesinden-dostlarından uzak, yoğun iş temposunda tek başına bir kadın! O paraya, şöhrete rağmen duygusallığı, yalnızlığı ağır basan bir kadın.
Can ATEŞ; Kim olduğunu bilmediğim iş adamı adı altında Playboy olduğunu anladığımız, 2 çocuk babası bir erkek.
Tanışıyorlar, arkadaş oluyorlar, fix hikaye... Kadının henüz aklı başında, onun kendine göre olmadığının bilincinde. Erkek de ağına düşürebileceği zayıf halkayı bulduğunun farkında.
İşte biz kadınların zayıf noktası; yalnızsan, ilgi gösteren, zaman yaratan, zor zamanında yanında olan adama sarılma-sevme iç güdüsü 
Can Bey, zayıf noktayı farkettiği an burdan yüklenmiş, sağlam çalışmış bu arada bizim Hürrem aklını kaybetmiş ki, hayatının merkezine o adamı koymuş ve Can Bey 
istediğini almayı başarmış. Birlikte olmuşlar ve Meryem, hamile kalmış.  Can Bey, benim 
zaten 2 çocuğum var, bu çocuğu doğurmak senin de Türkiye'de ki şöhretine gölge düşürür derken; Meryem'in bu sözlerle gözü açılmış, düşünmek istediğini söylemiş. Can Bey düşüne-cek birşey olmadığını Türkiye'de erkek istemedikten sonra kadının bu konuda söz hakkı olmadığını belirtmiş! Bizim akıllı-ekonomik özgürlüğü elinde olan kadınımız tek başına olsa da bu çocuğu doğurup, anne olmak istediğini söylemiş. Sonuç, Meryem UZERLİ'nin babası çocuğu nüfusuna almak istediğini belirtmiş!

Şimdi durum böyleyken, benim "adam" demekte zorlandığım, Can Bey gibi erkeklerin sayısı ülkemizde bu kadar çokken; duygusal zekası mantığından fazla olan biz kadınlar ne yapalım? Neye, kime, nasıl inanıp-güvenelim? Bu soruyu erkekler de annesi, kız kardeşi, kız çocukları hatta eşleri için düşünebilirler.

Hadi Meryem UZERLİ yine iyi bir örnek, 
                                      Bir de cinsellik yaşayarak, kendine bağlayacağını sanan kadınlar, erkekler var (gerçek şu ki; 2 dklık zevk kimseyi kimseye bağlamaz) ve üstüne hamile kalan sonra o adamı kendine bağlayamadığını anlayıp, kürtaj olan kadınlar var! 

Yine mi kadın suçlu?
                                      Yok Hacı,   yok abla,   şunu anlayın artık:
Erkekler kadınların, kadınlar da erkeklerin zayıf noktasını öğrendikçe tarih boyu sürecek bu ahlaksız çatışma ve sevgiyle aile ortamında anne-baba-çocuk birlikteliğini öğrenemeyen, sorunlu çocuklar!

Sorumluluğunu alamayacağınız zevkleri yaşamaktan vazgeçin!

17 Ağustos 2013 Cumartesi

17Ağustos ve Hayatımızın Depremi

Bugün 17Ağustos o malum, karanlık gece saat 03:02 ...
                SESİMİ DUYAN VAR MI ?...

O karanlık geceden, arkasından gelen yalnız ve yarım kalan hayatlardan
bahsedecek değilim. Çünkü herkes biliyor artık ve herkes korkuyor hatta 
bilinçli olsak bile korkuyoruz. Adı üstünde "Doğal Afet" ne olcak/nasıl 
olacak kimse bilmiyor, tahmin bile etmiyor!

Peki ya kendi hayatlarımızın afetleri ?..
Tek şansımızın olduğu, çoğu zaman ayakta kalmakta zorlandığımız
afetler!
En azından doğal afetlere hazırlanabilir, önlem alabilirken kendi 
hayatlarımızda ne yaşayacağımızın, kimlerle karşılacağımızın garantisi
yokken önleme gibi bir şansımız bile yok! Bu biraz adaletsiz değil mi?
Doğal afetten kaçamazken, hayattan hatta yaşama ihtimalimiz olan 
günlerden kaçmaya, insanlardan uzaklaşmaya çabalıyoruz. Boş 
muhabbet çünkü kaçış yok şimdi kaçsak bile başka bir zamanda,
başka insanlarla yine aynı afete maruz kalacağız, Sonuç Aynı! 

Taa ki, ders alıp (aynı doğal afete kendimizi hazırlayamadığımız
ama) bilinçlendiğimiz güne kadar!

Şimdi ben gidiyorum kaçış değil bu, bilinçlenme ve daha fazla
zaman kaybetmeden hayata yeni bir yön verecek cesareti 
kendimde bulma arayışı ...

HoşçaKalın
Tüm ölenlerin ruhu şad olsun.
Allah tüm kaybı olanlara sabır versin!
Hayattaki tüm depremleri yaşarken, 
 yalnız olduğunuzu unutmayın!



30 Temmuz 2013 Salı

Bir Yalnızlık Anatomisi

Herkes yalnızdır biraz ve bunu dramatize etmediğimizde,
 gerçekten keyiflidir yalnızlık ...

Küçükken evde yalnız kalmak için verdiğimiz çabayı, yalnız kalınca da yaptığımız şapşallıkları düşünmek bile gülümsetir hala, yataktan çıkmak istemediğimiz günlerde sıcak battaniyenin altında içilen kahve, dinlenilen müzik, okunan kitap, hatta birçok film hep yalnızlık ister ...
İç dünyamıza çekilmeyi abartmadığımız, tek başına üstesinden gelebildiklerimizi gördüğümüz her an güzeldir yalnızlık ...
Özgüveni arttırır!
Taa ki, sevilme- beğenilme-şefkat ihtiyacımız olduğunu farkettiğimiz
güne kadar, herşey güzeldir.
Bu ihtiyacı farkettiğin anda tüm o şefkat, sevgi dolu sevgili görüntüleri 
gözüne batmaya başlar; 
 Elele dolaşanlar, otobüste-metroda birbiri omzunda uyuyanlar, telefondaki mesaja aptalca gülümseyen insanlar, önce sen kapat diye bitmek bilmeyen telefon konuşmaları, kışın sarılarak birbirini ısıtan çiftlerin, yazın elele denize gidip, şezlongta bile birbirlerinden ayrılamayışları, yemek yerken ağzına bulaşan sosu karşı tarafın temizlemesi, gittiğin AVMde bile alışveriş yaparken tartışmaları ya da "çok yakıştı hayatım bunu sana ben almak istiyorum"lu sinir bozucu şirinlikleri, hatta en kötüsü siz karşılarından tek başına gelirken, durduk yerde birbirini öpen çift gereksizliği vs ...
Tüm bu olanlara yalnızken bakınca, çok iç parçalayıcı gözüküyor. Kendini daha da yalnız, kimsesiz, çaresiz hissetmene yol açıyor ve karşındaki çift her kim olursa olsun, o doğru insanı bulmuş sanıyorsun. 
Git sor ona ya da bak bi twittera herkes içinde ne kadar yalnız, bugün ayrılsa yarına başkasını yedeklemiş. 
Senin tat aldığın yalnızlığa, kimsenin cesareti yok...
En uzun yalnızlığını sor, alacağın cevap seni bile güldürür!

Herşeyi, herkesi bırak bir kenara ve çevrene bir bak illa ki, vardır 
oralarda bir köşede seni mutlu etmeyi bekleyen birileri...
Bilirsin; zaman, mutluluk zamanıdır ve o zamanında görüp içini burkan görüntülerin başrolü artık senindir. Değerini bileceğin, kimseleri yedeklemeyeceğin, mutluluğuna şahit aramayacağın, uzun ve zor zamanların sonrasında gelen mutluluğun gerçek mutluluk ve aşk olacağını bilirsin ;)

Tüm yalnızlara, aşk dolu günler yakındır !...




9 Temmuz 2013 Salı

GİRİŞ - GELİŞME - SONUÇ

                                       Günümüz ilişkileri giriş ve gelişmeden ibaret...

Öyle güzel ki; başlangıçtaki heyecan, tanıdıkça ait olma, kendini onda arayıp bulma hissi, yaşadıkça biriken ortak anılar...
Sevgili sıfatından az, arkadaşlık sıfatından fazla en güzel ilişki durumu!

Neden bu en güzel durum yetmez ki insanlara?

Ne zaman ki; duygu yoğunluğu artıyor başlıyor bu ilişki nereye gidiyor, 
bir adını koyalım muhabbetleri ve büyü bozuluyor.
Halbuki; adı aşk olsa, arkadaş olsa, Kezban olsa, Mahmut olsa kime ne?
Sen o sorumluluğu istemedikçe, kendinden ve onun doğru insan olduğundan emin olmadıkça isim koysan ne fark eder?
Giriş - Gelişme  süper, SONUÇ mutsuz son.

Ağırdan almalar, mutlu olup tadını çıkartmalar... Kız tarafının ciddi ilişki takıntısı, erkek tarafının bi yatalım bakarız hayvansı iç güdüsüyle çöpe gidiyor. O başlangıç heyecanı, gelişmedeki mutlu günler, hatırlanmak istenmeyecek anılara dönüşüyor birden...

Bir ilişkiye başlamak, onu devam ettirebilmek, uzun süreli, kalıcı hale getirmek sevgi-saygının yanında günümüzde cesaret ve fedakarlık istiyor. Cesur olmadıkça ilişkiye başlayamıyor, fedakarlık göstermedikçe de devamını getiremiyorsun ve giriş, gelişme harika sonuç ise yine, 
MUTSUZ SON