17 Ağustos 2013 Cumartesi

17Ağustos ve Hayatımızın Depremi

Bugün 17Ağustos o malum, karanlık gece saat 03:02 ...
                SESİMİ DUYAN VAR MI ?...

O karanlık geceden, arkasından gelen yalnız ve yarım kalan hayatlardan
bahsedecek değilim. Çünkü herkes biliyor artık ve herkes korkuyor hatta 
bilinçli olsak bile korkuyoruz. Adı üstünde "Doğal Afet" ne olcak/nasıl 
olacak kimse bilmiyor, tahmin bile etmiyor!

Peki ya kendi hayatlarımızın afetleri ?..
Tek şansımızın olduğu, çoğu zaman ayakta kalmakta zorlandığımız
afetler!
En azından doğal afetlere hazırlanabilir, önlem alabilirken kendi 
hayatlarımızda ne yaşayacağımızın, kimlerle karşılacağımızın garantisi
yokken önleme gibi bir şansımız bile yok! Bu biraz adaletsiz değil mi?
Doğal afetten kaçamazken, hayattan hatta yaşama ihtimalimiz olan 
günlerden kaçmaya, insanlardan uzaklaşmaya çabalıyoruz. Boş 
muhabbet çünkü kaçış yok şimdi kaçsak bile başka bir zamanda,
başka insanlarla yine aynı afete maruz kalacağız, Sonuç Aynı! 

Taa ki, ders alıp (aynı doğal afete kendimizi hazırlayamadığımız
ama) bilinçlendiğimiz güne kadar!

Şimdi ben gidiyorum kaçış değil bu, bilinçlenme ve daha fazla
zaman kaybetmeden hayata yeni bir yön verecek cesareti 
kendimde bulma arayışı ...

HoşçaKalın
Tüm ölenlerin ruhu şad olsun.
Allah tüm kaybı olanlara sabır versin!
Hayattaki tüm depremleri yaşarken, 
 yalnız olduğunuzu unutmayın!



30 Temmuz 2013 Salı

Bir Yalnızlık Anatomisi

Herkes yalnızdır biraz ve bunu dramatize etmediğimizde,
 gerçekten keyiflidir yalnızlık ...

Küçükken evde yalnız kalmak için verdiğimiz çabayı, yalnız kalınca da yaptığımız şapşallıkları düşünmek bile gülümsetir hala, yataktan çıkmak istemediğimiz günlerde sıcak battaniyenin altında içilen kahve, dinlenilen müzik, okunan kitap, hatta birçok film hep yalnızlık ister ...
İç dünyamıza çekilmeyi abartmadığımız, tek başına üstesinden gelebildiklerimizi gördüğümüz her an güzeldir yalnızlık ...
Özgüveni arttırır!
Taa ki, sevilme- beğenilme-şefkat ihtiyacımız olduğunu farkettiğimiz
güne kadar, herşey güzeldir.
Bu ihtiyacı farkettiğin anda tüm o şefkat, sevgi dolu sevgili görüntüleri 
gözüne batmaya başlar; 
 Elele dolaşanlar, otobüste-metroda birbiri omzunda uyuyanlar, telefondaki mesaja aptalca gülümseyen insanlar, önce sen kapat diye bitmek bilmeyen telefon konuşmaları, kışın sarılarak birbirini ısıtan çiftlerin, yazın elele denize gidip, şezlongta bile birbirlerinden ayrılamayışları, yemek yerken ağzına bulaşan sosu karşı tarafın temizlemesi, gittiğin AVMde bile alışveriş yaparken tartışmaları ya da "çok yakıştı hayatım bunu sana ben almak istiyorum"lu sinir bozucu şirinlikleri, hatta en kötüsü siz karşılarından tek başına gelirken, durduk yerde birbirini öpen çift gereksizliği vs ...
Tüm bu olanlara yalnızken bakınca, çok iç parçalayıcı gözüküyor. Kendini daha da yalnız, kimsesiz, çaresiz hissetmene yol açıyor ve karşındaki çift her kim olursa olsun, o doğru insanı bulmuş sanıyorsun. 
Git sor ona ya da bak bi twittera herkes içinde ne kadar yalnız, bugün ayrılsa yarına başkasını yedeklemiş. 
Senin tat aldığın yalnızlığa, kimsenin cesareti yok...
En uzun yalnızlığını sor, alacağın cevap seni bile güldürür!

Herşeyi, herkesi bırak bir kenara ve çevrene bir bak illa ki, vardır 
oralarda bir köşede seni mutlu etmeyi bekleyen birileri...
Bilirsin; zaman, mutluluk zamanıdır ve o zamanında görüp içini burkan görüntülerin başrolü artık senindir. Değerini bileceğin, kimseleri yedeklemeyeceğin, mutluluğuna şahit aramayacağın, uzun ve zor zamanların sonrasında gelen mutluluğun gerçek mutluluk ve aşk olacağını bilirsin ;)

Tüm yalnızlara, aşk dolu günler yakındır !...




9 Temmuz 2013 Salı

GİRİŞ - GELİŞME - SONUÇ

                                       Günümüz ilişkileri giriş ve gelişmeden ibaret...

Öyle güzel ki; başlangıçtaki heyecan, tanıdıkça ait olma, kendini onda arayıp bulma hissi, yaşadıkça biriken ortak anılar...
Sevgili sıfatından az, arkadaşlık sıfatından fazla en güzel ilişki durumu!

Neden bu en güzel durum yetmez ki insanlara?

Ne zaman ki; duygu yoğunluğu artıyor başlıyor bu ilişki nereye gidiyor, 
bir adını koyalım muhabbetleri ve büyü bozuluyor.
Halbuki; adı aşk olsa, arkadaş olsa, Kezban olsa, Mahmut olsa kime ne?
Sen o sorumluluğu istemedikçe, kendinden ve onun doğru insan olduğundan emin olmadıkça isim koysan ne fark eder?
Giriş - Gelişme  süper, SONUÇ mutsuz son.

Ağırdan almalar, mutlu olup tadını çıkartmalar... Kız tarafının ciddi ilişki takıntısı, erkek tarafının bi yatalım bakarız hayvansı iç güdüsüyle çöpe gidiyor. O başlangıç heyecanı, gelişmedeki mutlu günler, hatırlanmak istenmeyecek anılara dönüşüyor birden...

Bir ilişkiye başlamak, onu devam ettirebilmek, uzun süreli, kalıcı hale getirmek sevgi-saygının yanında günümüzde cesaret ve fedakarlık istiyor. Cesur olmadıkça ilişkiye başlayamıyor, fedakarlık göstermedikçe de devamını getiremiyorsun ve giriş, gelişme harika sonuç ise yine, 
MUTSUZ SON

25 Haziran 2013 Salı

#DİREN İNSANLIK

4 haftadır ülkede malum olaylar çok karışık resmen ilan edilmese bile iç savaş yaşadık, gördük!Toma, panzer ve biber gazlarıyla yakinen tanıştık, 3ağaç meselesi değil; iktidara, hükümete, var olan düzene karşı bir direniş başlatıldı hala da devam etmekte...Tüm bu olaylar olurken; bana neden yazmadığımı soran insanlar oldu, blogu takip eden az kişi var biliyorum ama bloğun içeriği benim dünyam olsa da genel içerik, kadın-erkek ilişkileri üzerine. Bu sebeple gelişen bu olayları yazmak yerine daha çok meydanlarda ve sosyal medyadan takip edip,katılmayı daha uygun bulduğumu öncelikle açıklamak istedim.

Bu kadar olay olurken, en fazla dikkatimi çeken fotoğraflar; meydanlarda elele biber gazı ve polislerden kaçan hatta üstünde gelinlik-damatlıkla meydanlara akan çifler oldu. Gerçek sevginin böyle bir gücü var!Zaman-mekan-eylem dinlemiyor, birlikte olmak yetiyor hatta pencere ve balkonlarından yanyana tencere tava çalan yaşlı çiftler bile gördüm. Bence vatan-millet sevgisi, siyasi düşünceler, Atatürk saygısı bir yana "Hastalıkta, sağlıkta, iyi günde, kötü günde" diye ettikleri yeminin hakkını verdiler.İtiraf ediyorum ki; ayrı ayrı hepsini çok kıskandım, çok imrendim ilişkilerine, siyasi görüşleri zıt bile olsa birlikte direnmelerine ...



Tüm bunları görünce sevgi, saygı ve aşkla bazı şeyler çözülmez mi acaba diye düşünmeden edemiyorum. Tencere Tava eylemleri yerine sarılma, elele tutuşma eylemleri gerçekleştırmek daha etkili olabilirdi sanki? 10 dakika sarılmayla, elele tutuşmayla sevginin gücüyle olaylar bu boyuta varabilir miydi? Ne zaman sevgiden, anlayıştan yoksun kaldık, ne zaman yalnızlaştık, ne zaman insani duyguları unuttuk  bu kadar?

KAHROLSUN BAĞZI ŞEYLER ... #Direnİnsanlık



23 Mayıs 2013 Perşembe

CESARETSİZ VE KORKAK ERKEKLER

Bu blogu açtım açalı hep yaşadıklarımı ya da çevremden gözlemlediklerimi yazdım o yüzden adı Benim Dünyam... (bu konuyu aydınlattıktan sonra)
Bu haftaki konu, son günlerde çevremde fazlaca gözlemlediğim, yaşadığım, hatta birçok kadının da yaşadığına emin olduğum, (cesur erkek ve ilişkileri tenzih ederek) ciddi bir ilişkiye başlamaktan korkan; 


                                   - Cesaretsiz ve Korkak Erkekler -

       İLİŞKİYE BAŞLAMAK

     Günlük, gecelik, eğlencelik tabir edilen değil de, güzel, akıllı, mantıklı ve güçlü görünen bir kadınla uzun vadeli bir ilişkiye başlamak onlar 
için korkutucu olan ilk adım.                                     
Uzun vadeli ilişki demek; zaman yaratmak, güvenmek, 
fedakarlıkta bulunmak, hesap vermek,
 ilgi göstermek, çapkınlıktan uzak durmaya çabalamak, tek eşliliği
 benimsemek ve paşa paşa 
trip çekmeye mahkum olup öyle hemen gitmemek demek.

    KORKMA SEBEPLERİ
Temelde tek korku, hissetmek istemedikleridir!
  Çünkü günlük ilişkilerde hislere, düşünmeye gerek yoktur. 
Para, zaman ve mekan bulduktan sonra eğlenmek kolaydır ve
 her zaman yapılabilir...
Bu yüzden kolay, eğlenceli ve geçici olan varken; 
zor, kalıcı ve fedakarlığa dayanan
bir ilişkiye cesaret edemeyip, hissetmekten kaçmayı tercih ederler.

              1- AŞK ve SAHİPLENİLME KORKUSU: Çok cesur görünüp, aşık olmak istediklerine aldanmayın konu aşk ve hisler ise, malesef o kadar cesur değiller. 
Bu cesaretsizliklerinin sebebi de genellikle; 
geçmişten gelen bir aşk acısı, aldatılma ya da terkedilme korkusundan kaynaklanır. 
Erkek, yapı olarak bencil ve basittir!
Bir erkeği düşünmeye, hissetmeye yönelten- yönlendiren 
her zaman kadın olmuştur.
Erkekler bunu asla kabul etmezler ama aptal kadın erkeğin gözüne soka 
soka yönlendirme yaparken, zeki kadın erkeğe bunu hiç çaktırmadan, 
zaman içinde yapar ;)
Onu sahiplenerek; hayatına el atmanızı ya da onu değiştirmenizi istemez 
ama unuttuğu şey,
 zaten bunu hiç bir insanın istemeyeceğidir. 
Uzun süreli ilişkilerde bu zaman içinde kendiliğinden olur ;)

2- SADAKAT KORKUSU: Düzenli bir ilişkiye başladıklarında, günlük-gecelik ilişkiler yaşayamayacaklarının bilincindedirler ama erkeği yöneten, kalbi veya aklı değil, hormonlarıdır.
 Hormonlarına hakim olabilen erkek sayısı da malesef azdır. 
Bu yüzden sadık olunmasını bekleyip,
 sadık kalamadıklarında vicdan muhasebesi yapmak istemezler. 
Fakat bu vicdan muhasebesini yapanlar da, rahatsız olup 
vicdanlarının sesini kısıp, 
yollarına devam etmeyi tercih ederler. 
Hormonlarıyla yaşamakta ısrar edenler için
 bir yerden sonra, vicdan ya da ahlak kavramları önemini yitirir. 
 Sanırım, ilkel hayattaki avlanma kültürüne, 
modern çağda kadını  av  gibi görerek sahip çıkıyorlar ;)

SONUÇ OLARAK: 

Bu korkuları yüzünden gelgitler yaşarlar, ilgisiz davranıp uzak durmaya, kendilerinden soğutmaya çalışırlar.
Demiştim "erkekler basit yaratıklardır" laftan değil, icraatten anlarlar.
Ara ara yoklama çekip bir gün bıraktığı yerde olmadığını,
onu başlamaya cesaret edemediği ilişkiye 
bir başkasının başladığını, hatun kişiyi başkasının mutlu ettiğini görünce;
cesaretlenmek isterler de, 
hadi geçmiş olsun artık ;)





        

14 Mayıs 2013 Salı

ALKOLLÜ ERKEĞİN YAN ETKİLERİ

       ALKOL, TÜM KÖTÜLÜKLERİN EMBRİYOSU!

Yıllardır "tüm kötülüklerin anası" derler de, hiç bir annenin bu kadar kötü ve etkili olduğunu sanmıyorum.
Sevilen, eğlendiren, zaman zaman kafa dağıtmaya yarayan, cesaret veren, rahatlamayı sağlayan, insana kendini dinlenmiş hissettiren, en etkili 
kas-kalp ve çene gevşetici ...

Sağlık üzerine etkileri malum onları anlatacak değilim. Ben o içip içip sarhoş muhabbeti dinleyen, "gel gel öpüjeem" denen, tüm gece alkolün etkisiyle esir alınan, telefonuna/kapısına dayandığınız hatunların tarafından bakarak, yazmak istedim.


Tüm gece "ben sarhoş değilim, bana sarhoş muamelesi yapamazsın" diyen her kim varsa, sabah "ya gece çok içmişiz, ne yaptım hiç hatırlamıyorum" derdine düşüyor.
"Neden bu kadar içtin?" sorusunun cevabı da malesef yok, düzenli içicilerin hepsinde aynı cevap; "alkolü seviyorum."

Eyvallah sev de, bakalım ben seni alkollü seviyor muyum, tüm gece kafan güzel diye benim kafamı çirkinleştirmene bayılıyor muyum?...
Bir de içip içip plağı başa saranlar yok mu ya da ne konuşursan konuş mantıkla seni dinlerken 2 saniye sonra hafızayı sıfırlayanlar...
Alkolden aldıkları cesaretle, cesaret hapı yutmuş gibi mangalda kül bırakmadan konuşup konuşup ayıldıklarında hiç bir halt hatırlamıyorum ayakları...
Bilinçaltında her ne varsa kusup, geceyi berbat edip, dengesizlikleriyle rekorlar kırıp sonra da sabah olunca zerre umursamamaları...
Bu sarhoş muhabbetleriyle kaybettiklerinin ya da kaybedeceklerinin değerini ayılınca farkedip, bu kez kaybettiklerine içmeleri...

Hele ki, her akşam  böyle içen arkadaşı, dostu, sevgiliyi bırak kocan varsa; 
al karşına, bağla sandalyeye sen iç iç, kafasını ütüle, sonra dök benzini yak. Sabaha valla ben hatırlamıyorum de, %100 haklısın! 

İçmek isteyene lafım yok ciğer senin, cebindeki para senin fakat 
kendini kaybetmeden, nerede durman gerektiğini bilerek, ağzınla, 
rakı şişesinde balık, viski şişesinde cin olmadan iç mümkünse... 

Kafa ütüleme, kimseye zarar verme, kimseyi rahatsız etme, sabah yarım 
yamalak hatırlayıp pişman olma. 
("Adamlığın kitabı" denen bir şey varsa, orada bunlardan bahsedilmiştir 
ama kitap okumayı sevmeyen erkek çoğunluğu okumamış olmalı)

Hadi bunu beceremiyorsun, o zaman hatundan uzak dur! Alkolden aldığın yetkilerle
psikoloji bozma, kaybettiklerine ve değişmedikçe kaybetmeye razı ol bunu da beceremiyorsan, bir zahmet milli içeceğimiz Ayrandan başka hiç bir sıvıya el atma!
  Senin de ciğerin para ederdi de, 
bu kadar alkole  dayanamadı

3 Mayıs 2013 Cuma

BABAMA ...

Babama !..

"Kaç yıl oldu?" diyenlere, 25 dedim bugün!
Koskoca 25 yıl ....
Beni görüp, koruduğunu bildiğim 25 sene....


İşin kötüsü en çok da ne koyuyor biliyor musun?
Seninle paylaşabildiğim, anılarımız olan tek bir günüm bile yok.
Ne elimi tutup parka götürmüşlüğün, ne birlikte sabah kahvaltıları, ne bir piknik, 
ne bisiklete binmeyi öğrettiğin bir an, ne bir mezuniyet hatırası, ne de karşılıklı 
oturup 2 kadeh tokuşturmuşluğumuz hiç biri yok....
Buna rağmen nasıl oluyor da hala yokluğuna alışamıyorum, bilmiyorum...

Sen yanımda olsan, nasıl olurdu diye düşünmediğim tek bir günüm yok.
Anılar, hatıralar olmasa da özlüyorum...
Keşke diyorum keşke yanımda olsaydın! Eminim birçok şey daha farklı
olurdu, biliyorum.

Hiç bir aile ferdi, hiç bir akraba, hiç bir sevgili, hatta yokluğunu hissettirmemeye
çalışan annem bile yerini tutmuyor.
Bu acıyı hafifletebiliyorlar ama yerini tutmaları imkansız ve beni anlamaları da...

Hayatımda geri dönmesinin imkansız olduğunu bile bile özleyerek beklediğim,
tek Adamsın!
Bunun yanında en kızdığım hatta en çok sevdiğim tek erkeksin!
Küçükken, babasının elinden tutan şımarık kızları görünce kıskançlıktan, 
zorla gülümsemek için dişlerimi sıkardım. 
Şimdi ise; kızlarını evlendiren babaların, torun sahibi olan dedelerin gözünde
bir damla yaş gördüğümde, onlardan daha fazla ağlıyorum.
Bu yüzden olmayacağını bile bile çok istedim senin şefkatini verebilecek birini
ve yanlışlar yapmak üzereyken yine sen korudun beni 
biliyorum,
teşekkür ediyorum ...

Bil ki; seni çok özlüyorum içimdeki boşluğun dolmuyor ve her yıl biraz daha
boşluk açılıyor ama merak etme ben iyiyim.
Küçük kızın büyüdü, ağlasa da, düşüp dizlerini kanatsa da tek başına ayağa
kalkmasını senin sayende her çocuktan daha hızlı öğrendi.
Şimdi annenin babanın yanında çocuk ol ve 
RAHAT UYU BABACIM ...