30 Aralık 2013 Pazartesi

THE BALM- BALMJOVI & MARY LOU MANIZER

Selam makyaj severler ;)
Daha önce size The Balm markasından söz etmiştim (Nerede mi işte işte BURDA )
Bugün sizlerle paylaşmak istediğim, severek kullandığım The Balm denince akla ilk gelenlerden BalmJovi Palet ve MaryLou Manizer.
Gratis yeni yıl indiriminden The Balm ürünlerini %40 indirimle alıp severek kullanabilir ya da hediye edebilirsiniz.
BALMJOVİ PALET: Gerek ambalajının sevimliliği, gerek farlarının, allığının, rujlarının kullanışlı renkleriyle tam bir İsveç çakısı :)
Ayrıca paletin en alt kısmında makyaja yeni başlayanlar ya da o gün kararsız olanlar için makyaj kombinleri yapılmış :) Hem simli hem mat farlarıyla gölgeli bir makyaj isteyenlerin favorisi

Palet İçeriği : 12 adet Far
                      2 adet ruj
                      1 adet allık (pop)
                      1 adet aydınlatıcı (disco)

İster gece, ister günlük makyaj yapmak ideal bir palet ve indirimde yakalayıp, alırsanız tadından yenmez :)

MARY LOU Aydınlatıcı: Kaş altına , elmacık kemikleri üzerine, göz pınarlarına, dudak üzerine kısacası yüzünüzde nereyi belirginleştirmek istiyorsanız o bölgelere uygulayabileceğiniz, hafif sim ışıltıları bulunan bir ürün, highlighter kendisi aynı zamanda far olarak da kullanabileceğiniz ürün-fiyat performansı olarak da göze çarpan bir ürün ;) The Balmın birçok ürünü gibi pigmentasyon ve kalıcılık bakımından hakkını veren, güzel bir ürün.
Ufak iki sır :
-Balm Jovi Paleti alırsanız içindeki Disco, Mary Lou'nun ta kendisi ;)
-Aydınlatıcı cildinizin daha sağlıklı ve canlı görünmesini sağlar ;)
Ayrıca çok az kullanıldığı için bir paketi 1-2 yılda bitirmek sanırım imkansıza yakın zorlukta ;)

AYDINLIK YILLAR
   GÜZEL KALIN
                  :)
       MUTLU SENELER 



KATE MOSS & RİMMEL RUJLAR Nude&Pink

Selam Ruj Severler ;)
İzmir bir iki hafta soğuk geçince, (ne kadar nemlendirici kullansam da) dudaklarım çatlamaya başladı ben de sadece Watsons mağazalarında bulabildiğim çok sevdiğim Rimmel markasının %35 indirime girdiği haberini alınca soluğu Watsonsda aldım. Bu arada indirim hala devam ediyor ;)
Rimmel Kate Moss serisini çok seviyorum hatta 3yıldır sadece Kate Moss no.03 Nude-Ten rengini kullanıyorum desem yalan olmaz yumuşak nemlendirici mat dokusuyla benim favorim :) Ne zaman indirim haberi alsam gidip yedekliyorum ama bu indirimde ona rakip olabilecek 720 Notting Hıll Nude rengini aldım yine yumuşak dokulu ama mat değil ipek saten bir yapısı var tam benim dudak rengim. Hiç sürmemişim de, parlatıcı kullanmışım gibi dursa da sevdim ;)
  Kate Moss no.19  Bu benim için tam bir kış rengi biraz koyu bir pembe tonu yine yumuşacık, hafif ve güzel kokulu, yapış yapış hissi bırakmayan bir sonbahar-kış tonu.
180 Vintage Pink  Bu renk içinde hafif morluk bulunan, güzel soluk bir pembe. Sonbahar için çok uygun bir renk. Yağlı hissi vermeyen, ipek saten parlaklığında, ben burdayım diye bağırmayan, yumuşak, hafif ruj kokulu, nemlendirici özelliğine sahip bir yapısı var.
Kate Moss Lasting Finish Matte 101 İşte sizlere güzel soft,mat, yumuşacık bir pembe. Sanırım bu rengin de müptelası olmam yakındır :)
Rimmel rujlar renk bakımından oldukça geniş bir skalaya sahip özellikle ten ve pembe tonları severler için nemlendirici özellikleriyle tam not alsalar da, kalıcılık bakımından malesef yetersizler :( Yine de vazgeçebileceğimi pek sanmıyorum :)

16 Aralık 2013 Pazartesi

Biraz MUTLULUK

Böylesine basit bir fotoğrafla ruh halimi paylaşmak istedim.

Neden mi? Çok değil biraz mutluluk istiyorum!
Kimin ahını almış olabilirim, kimin canını yakmış, kimin bedduasını almış olabilirim de; üzülen hep ben oluyorum?
Hiç mi doğru insan yok?
Herkes mi fazla dengesiz yoksa bende mi dengesiz çeker bir mıknatıs var bilemiyorum. 

Haftasonu şunu anladım ki; kiminin hayatında el üstünde tutulurken, kiminin hayatında yarım kiloluk yoğurt kadar değerin olmuyor!

Aylarca aptal gibi beni kafasında, kalbinde bir yere koyduğunu bana düşündüren, vicdan muhasebesinde tavan yaptıran, kendimi suçlu hissetmeme sebep olan birinin hayatında meğer hiç yerim yokmuş, sadece bana öyle gelmiş! 
Rutin hayatının içinde, öylesine heyecan olsun diye gelip gidiyormuş hayatıma meğerse...


Neden Amerikan filmlerindeki gibi ayrılamıyoruz bunu düşünürken... (yine Amerikan filmindeki ayrılıklara benzemedi

Ben aylarca onun hayatında zerremin olmadığını gördüm sinirlenmedim, ağlamadım. O da ''dur, gitme'' vs. demedi onun yerine ''eve yoğurt lazımmış'' diyip, yoğurdunu da alıp gitti işte böyle ayırdık yollarımızı... 
Sarılmadan, elele tutuşmadan hatta pek bakışmadan iki yabancı gibi.

Gidişine değil de, bir yoğurt kadar değerim yokmuş ona üzüldüm. Yoksa hayatı için risk almayan, kararsız, dengesiz, başlamadan biteceğine inanmış, yalnızlığı göze alamayacak kadar korkak, bana karşı birşey hissetmeyen, hislerinden bile emin olmayan birine üzülmem saçma olmaz mıydı?


Clinique Online Alışveriş ve Clinique Happy

Herkese Selam
Sizlere çoğunuzun bildiği, bilmeyenlere de benim bildireceğim bir haberim var :) 
Clinique online alışveriş imkanı sunuyor hem de yeni yıl indirimleri, testerlar ve ücretsiz kargo imkanıyla 
Siteyi ziyaret etmek için TIK TIK

Peki ben siteden ne aldım?
Uzun zamandır yaz-kış severek kullandığım Clinique Happy parfüm. Koku tam bir turunçgil kokusu greyfurt ve bergamut karışımı hafif ve kalıcı bir parfüm.

AÇIKLAMA:Turunçgil kokusu. Çiçeklerin zenginliği. Duyguların karışımı. En çok satan bayan parfümümüz, taze ve canlı notaların —karışımından oluşmuş olup, kırmızı greyfurt, bergamut —notalarının yumuşak ve hassas — hislerini içermektedir. Kullanın ve mutlu olun.

Yaz-kış neden aynı parfümü kullandığımı soranlar oluyor sebebini migren olarak özetleyebilirim. Çünkü baharatlı, fazla çiçeksi ya da şekerli kokular migrenimi tetikliyor. Migren sorunu çekenler ne demek istediğimi anlamışlardır. Bu sebeple fazla parfüm değiştiren, kutularca parfüm alıp depolayan bir yapım yok malesef ama Clinique Happy yıllardır sorunsuz kullandığım, şimdi de yeni yıla özel 50-ml seçeneği ve uygun fiyatı ile Online Sitesinde bulabileceğiniz bir parfüm.
Bunu alırken bir de hediye seçeneği vardı ve ben de ihtiyaç ve merak sebebiyle Karma ciltler için Dramatically Different Moisturizing Gel nemlendiriciyi de sepete attım :) 
Karma ciltler için nemlendirici bulmak gerçekten büyük dert. Testersız nemlendirici alabilmek benim için imkansız çünkü geneli yağlandırıp, sivilce sorunu yaratıyor. 
Kullanalı bir hafta oluyor yağsız formülüyle sivilce sorunu yaratmadı nemlendirme özelliğine de gelirsek şu an için oldukça memnunum. Hafif yapısı, jel kıvamıyla oldukça kolay bir kullanım sunuyor.
Şimdilik benden bu kadar ama migren sorunu olanlar sorunsuz kullandığınız parfümleri ve karma cilde sahip olup memnun kaldığınız nemlendiriceleri benim paylaşırsanız emin olun çok sevinirim :) 

30 Kasım 2013 Cumartesi

REAL TECH FIRÇALAR ve KOZMELA Alışverişi /FIRÇA Temizliği

Herkese Selam :)
Haftalık postlar yazmaya çalışırken bu kez resmen aylık oldu kusura bakmayın :)
Hemen konuya giriyorum bir süredir Real Tecniques makyaj fırçalarının namı almış başını yürümüşken beni de bir merak sardı nedir, ne değildir, bir denemek lazım diye başladım araştırmaya. 
Makyaj gurusu  Pixiwoo kardeşlerden Samantha Chapman kendi markasını yaratmış ve Real Techniques makyaj dünyasına hızlı bir giriş yapmış.


Ben bunları nerden nasıl bulurum diye bakınırken, Türkiye'de yok diye çoğunluğun yabancı sitelerden sipariş ettiğini görüp, kargo masrafı, bir ayı bulan ulaşım süreleri yüzünden vazgeçmiştim ki; www.kozmela.com  adresinden uygun fiyatlı hem de aynı gün kargo ibaresini görünce hemen sipariş ettim iyi ki de etmişim :) (fakat üzülerek belirtmeliyim ki, Kozmela yetkililerinin ilgisi kadar, çalıştıkları Aras Kargo yetkilileri bir o kadar ilgisizdi, kargomun bana ulaşması 3günü buldu ve bu süreçte hiç bir Aras Kargo yetkilisine de malesef ulaşamadım)
 Peki ama nedir bu blog dünyasında fırtına gibi esen fırçaların özelliği;
Bu fırçalar bildiğimiz ve gelen kullanımın aksine hayvan kılından değil, sentetik kıllı fırçalar yani bakteri üretmeyen, kolay temizlenebilen, makyaj ürünlerini kılda değil, direkt sürdüğünüz alanda bırakan, bu sayede makyaj malzemelerinizden de kara geçebileceğiniz, yumuşacık fırçalar ;)
Mac ve Sigma fırçalar gibi numaralı değil her fırçanın da bir adı var :)
Herkes Expert Brush diye tutunmuşken, ben yanda gördüğünüz Travel Set'i tercih ettim. Çantalı olmasıyla fondöten/kontur/aydınlatma, allık/pudralama ve far/gölgeleme işlemleri için ideal olduğunu düşündüm. Bu arada Kozmela fiyat açısından o kadar uygundu ki, siteden bu fırçalar haricinde bir kaç şey daha almak zorunda kaldığımı itiraf ediyorum :)
v
Kutusunun üzerinde de hangi fırçanın, hangi işlem için daya uygun olduğunu açıklayıcı bilgiler var bu da makyaj ve fırçalarla yeni tanışan herkes için büyük bir artı.
Gelelim fırça temizleme işlemine;
Fırça temizliği için Mac ve Sephorada bazı solüsyonlar mevcut ama ben bunlara pek güvenmediğim hem de para vermek istemediğim için ;) kullandığım 2 yöntemi sizinle paylaşacağım.
1-Sıvı Sabun ile: Herhangi bir sıvı sabunu avcunuzun içinde köpürterek, fırçayı dairesel hareketlerle avcunuzda yıkayıp, durulayabilirsiniz.
2-Sirke ile: Bir kap suya bir kapak elma sirkesi (üzüm sirkesi de olabilir zaten durulayacağınız için koku kalmayacak) döküp, yine dairesel hareketlerle fırçalarınızı temizleyebilirsiniz.
DİKKAT
Bu 2 yöntemde de sıcak su kullanmayınız, fırça kıllarını çekiştirip, hırpalamamalısınız yoksa kıllar yapışkan olduğu sap bölgesinden çıkıp, elinizde kalabilirler ;)

18 Ekim 2013 Cuma

BALM SHELTER + SEXY MAMA

Bu bir makyaj, alışveriş, moda blogu değil fakat adı  "BENİM DÜNYAM" olunca her telden biraz çalabilirim :) Benim de takip ettiğim çok iyi makyaj, moda, alışveriş blogları var ve derdim onların eline su dökmek değil :)
Bayram öncesi büyük Gratis indirimi vardı ben de öyle bir indirim haberi alınca koşa koşa gittim Gratis bir yana The Balm standı önünde mesken tuttum diyebilirim indirim oranı %50 olunca ;)
Bu markayı bilen bilmeyen, duymayan, kullanmayan, kullanmaya cesaret edemeyen hala bir çok arkadaşım varmış öyle olunca bu yazıyı yazmak farz oldu.

The Balm: Aynı Sephoralarda satılan Benefit markası gibi paraben, kanserojen madde içermeyen ve hayvanlar üzerinde test edilmeyen, Benefit'e oranla uygun fiyatlı, hatta Gratis sayesinde daha da uygun fiyatlı olan, ambalajları sevimli mi sevimli, Amerikan menşeli bir makyaj ürün markası
Balm Shelter (Renkli Nemlendirici):  18Faktör güneş koruyuculu, su bazlı, kapatıcılık etkisi fazla olmayan, bir çeşit BB hatta CC krem tarzı bir ürün. 
Bir çok BB kremin yağlandırdığını deneyerek öğrenen biri olarak, bu ürünü aldıktan sonra diğerlerini dolu dolu çöpe attığımı söylersem yalan olmaz!
64ml olmasına rağmen bir kutusu sizi uzun süre götürecektir çünkü akışkan ve hızlı yayılan, hafif bir yapıya sahip. 3adet renk seçeneği var ve ben açık tenli biri olarak, Light Medium olan en açık rengini tercih ettim.

Sexy Mama (Transparan Pudra): Kapatıcılık özelliği aman aman olmayan, her cilt tipinin rahatlıkla kullanabileceği, Balm Shelter ve BB tarzı kremler üzerinde oldukça iyi etkiler bırakan, makyaj sabitleyebilen, parlama önleyici, hafif bir pudra.
Bakmayın kutusunun küçüklüğüne 7.08gr ve içindeki aynası da fiyat-ürün performansına göre büyük bir artı !

Ben karma cilt yapısına sahip, pudra/föndöten sevmeyen, makyaj yaptığını göze sokmaktan rahatsız biri olarak; Balm Shelter ve Sexy Mamayı birbirinden ayırmadan kullanıyorum. Benim ayrılmaz ikilim :)
Fotoğraftaki diğer ürün yazıları için lütfen #Takipte kalınız :) 
İlk kozmetik yazım hakkında yorumlarınızı twitter ve yorumlardan çekinmeden bildirebilirsiniz ;)

28 Eylül 2013 Cumartesi

Özleyeceksin ...

Biliyorsun değil mi?
Özleyeceksin!
Giden, kim varsa özler.
Kuralı buymuş gibi sanki ...
Vee bazısı da, özleyeceğini bile bile gider ...

En çok da hissettiğin, sıcaklığı özlersin sonra içine
çekerek kokladığın parfümün teninde bıraktığı kokuyu,
saçlarının kokusunu,  bakışlarını, sesini, mimiklerini,
gülüşünü, ellerini, öyle ki fotoğraflarını bile özlersin ...

Merak edeceksin nerde olduğunu,  neler yaptığını,  kimlere
gülümsediğini, o gülücüklerin sahte olup olmadığını,
aklına gelip gelmediğini, onun için bir anlamın olup
olmadığını bilmek isteyeceksin.
Tüm bunların sebebi, yine özlem!
Biliyorsun değil mi?
Özleyeceksin ...


18 Eylül 2013 Çarşamba

Hoşgeldin Yeni Yaşım

Bilmeyen, duymayan, unutan var mı kaldı mı bilmiyorum
22 Eylül doğum günüm :)
Hoşgeldin 29. Yaşım!


Ne önemi var amaan yaşlanıyorum artık kutlama falan istemez derken;
30'lu yaşlarının ortalarında olan bir arkadaşım "sen farkında mısın,
2 ile başlayan son yaşın bu, inan bana 18. yaştan bile daha önemli"
dediği an, pek birşey anlamadım ve yüzüne boş boş baktığımı
görünce anlatmaya başladı.  Biz kadınlar 30 olduktan sonra birkaç
yıl orda kalıyoruz yüzümüzdeki çizgiler, saçlardaki beyazlar hep bu
yaşın eserleriymiş. 3 ile başlayan yaşlara artık genç denmezmiş.
Oysa ben son 2senedir soran herkese 30 dediğim için sanırım ben
en uzun 30 yaşımda kalmış olucam :)
Tabii herkesin beni "aa yaşını hiç göstermiyorsun" diye diye gazlamaları
da bu durumu etkiledi sanırım ve 30 demekten hiç korkmadım.
Fakat madem ki; son 2ile başlayan yaşımsın tadını çıkartacağım 29!

Hoşgeldin bana sağlıkla, başarılı bir işle, huzurla, ailemle, karşılıklı aşkla,
bitmeyen dostluklarla, şansla, mutluluklarla gel ...
Gel gel hoşgel en güzel yaşım ♡ ♥ ♡

NOT:
       Yüzümdeki kırışıklıkları da, saçımdaki beyazları da seveceğime
       SÖZ VERİYORUM :)

25 Ağustos 2013 Pazar

SORUMLULUĞU ALINMAYAN ZEVKLER

AHHH BU ERKEKLER !!!

Bu Pazar, Ayşe ARMAN'ın, Meryem UZERLİ ile olan ropörtajını okuyup, sinir küpüne dönen
kadınlardan sadece birisiyim.
Ropörtaj için TIK


ÖZETLE; Bizim Hürrem diye ısrar ettiğimiz Meryem, Türkiye'de ailesinden-dostlarından uzak, yoğun iş temposunda tek başına bir kadın! O paraya, şöhrete rağmen duygusallığı, yalnızlığı ağır basan bir kadın.
Can ATEŞ; Kim olduğunu bilmediğim iş adamı adı altında Playboy olduğunu anladığımız, 2 çocuk babası bir erkek.
Tanışıyorlar, arkadaş oluyorlar, fix hikaye... Kadının henüz aklı başında, onun kendine göre olmadığının bilincinde. Erkek de ağına düşürebileceği zayıf halkayı bulduğunun farkında.
İşte biz kadınların zayıf noktası; yalnızsan, ilgi gösteren, zaman yaratan, zor zamanında yanında olan adama sarılma-sevme iç güdüsü 
Can Bey, zayıf noktayı farkettiği an burdan yüklenmiş, sağlam çalışmış bu arada bizim Hürrem aklını kaybetmiş ki, hayatının merkezine o adamı koymuş ve Can Bey 
istediğini almayı başarmış. Birlikte olmuşlar ve Meryem, hamile kalmış.  Can Bey, benim 
zaten 2 çocuğum var, bu çocuğu doğurmak senin de Türkiye'de ki şöhretine gölge düşürür derken; Meryem'in bu sözlerle gözü açılmış, düşünmek istediğini söylemiş. Can Bey düşüne-cek birşey olmadığını Türkiye'de erkek istemedikten sonra kadının bu konuda söz hakkı olmadığını belirtmiş! Bizim akıllı-ekonomik özgürlüğü elinde olan kadınımız tek başına olsa da bu çocuğu doğurup, anne olmak istediğini söylemiş. Sonuç, Meryem UZERLİ'nin babası çocuğu nüfusuna almak istediğini belirtmiş!

Şimdi durum böyleyken, benim "adam" demekte zorlandığım, Can Bey gibi erkeklerin sayısı ülkemizde bu kadar çokken; duygusal zekası mantığından fazla olan biz kadınlar ne yapalım? Neye, kime, nasıl inanıp-güvenelim? Bu soruyu erkekler de annesi, kız kardeşi, kız çocukları hatta eşleri için düşünebilirler.

Hadi Meryem UZERLİ yine iyi bir örnek, 
                                      Bir de cinsellik yaşayarak, kendine bağlayacağını sanan kadınlar, erkekler var (gerçek şu ki; 2 dklık zevk kimseyi kimseye bağlamaz) ve üstüne hamile kalan sonra o adamı kendine bağlayamadığını anlayıp, kürtaj olan kadınlar var! 

Yine mi kadın suçlu?
                                      Yok Hacı,   yok abla,   şunu anlayın artık:
Erkekler kadınların, kadınlar da erkeklerin zayıf noktasını öğrendikçe tarih boyu sürecek bu ahlaksız çatışma ve sevgiyle aile ortamında anne-baba-çocuk birlikteliğini öğrenemeyen, sorunlu çocuklar!

Sorumluluğunu alamayacağınız zevkleri yaşamaktan vazgeçin!

17 Ağustos 2013 Cumartesi

17Ağustos ve Hayatımızın Depremi

Bugün 17Ağustos o malum, karanlık gece saat 03:02 ...
                SESİMİ DUYAN VAR MI ?...

O karanlık geceden, arkasından gelen yalnız ve yarım kalan hayatlardan
bahsedecek değilim. Çünkü herkes biliyor artık ve herkes korkuyor hatta 
bilinçli olsak bile korkuyoruz. Adı üstünde "Doğal Afet" ne olcak/nasıl 
olacak kimse bilmiyor, tahmin bile etmiyor!

Peki ya kendi hayatlarımızın afetleri ?..
Tek şansımızın olduğu, çoğu zaman ayakta kalmakta zorlandığımız
afetler!
En azından doğal afetlere hazırlanabilir, önlem alabilirken kendi 
hayatlarımızda ne yaşayacağımızın, kimlerle karşılacağımızın garantisi
yokken önleme gibi bir şansımız bile yok! Bu biraz adaletsiz değil mi?
Doğal afetten kaçamazken, hayattan hatta yaşama ihtimalimiz olan 
günlerden kaçmaya, insanlardan uzaklaşmaya çabalıyoruz. Boş 
muhabbet çünkü kaçış yok şimdi kaçsak bile başka bir zamanda,
başka insanlarla yine aynı afete maruz kalacağız, Sonuç Aynı! 

Taa ki, ders alıp (aynı doğal afete kendimizi hazırlayamadığımız
ama) bilinçlendiğimiz güne kadar!

Şimdi ben gidiyorum kaçış değil bu, bilinçlenme ve daha fazla
zaman kaybetmeden hayata yeni bir yön verecek cesareti 
kendimde bulma arayışı ...

HoşçaKalın
Tüm ölenlerin ruhu şad olsun.
Allah tüm kaybı olanlara sabır versin!
Hayattaki tüm depremleri yaşarken, 
 yalnız olduğunuzu unutmayın!



30 Temmuz 2013 Salı

Bir Yalnızlık Anatomisi

Herkes yalnızdır biraz ve bunu dramatize etmediğimizde,
 gerçekten keyiflidir yalnızlık ...

Küçükken evde yalnız kalmak için verdiğimiz çabayı, yalnız kalınca da yaptığımız şapşallıkları düşünmek bile gülümsetir hala, yataktan çıkmak istemediğimiz günlerde sıcak battaniyenin altında içilen kahve, dinlenilen müzik, okunan kitap, hatta birçok film hep yalnızlık ister ...
İç dünyamıza çekilmeyi abartmadığımız, tek başına üstesinden gelebildiklerimizi gördüğümüz her an güzeldir yalnızlık ...
Özgüveni arttırır!
Taa ki, sevilme- beğenilme-şefkat ihtiyacımız olduğunu farkettiğimiz
güne kadar, herşey güzeldir.
Bu ihtiyacı farkettiğin anda tüm o şefkat, sevgi dolu sevgili görüntüleri 
gözüne batmaya başlar; 
 Elele dolaşanlar, otobüste-metroda birbiri omzunda uyuyanlar, telefondaki mesaja aptalca gülümseyen insanlar, önce sen kapat diye bitmek bilmeyen telefon konuşmaları, kışın sarılarak birbirini ısıtan çiftlerin, yazın elele denize gidip, şezlongta bile birbirlerinden ayrılamayışları, yemek yerken ağzına bulaşan sosu karşı tarafın temizlemesi, gittiğin AVMde bile alışveriş yaparken tartışmaları ya da "çok yakıştı hayatım bunu sana ben almak istiyorum"lu sinir bozucu şirinlikleri, hatta en kötüsü siz karşılarından tek başına gelirken, durduk yerde birbirini öpen çift gereksizliği vs ...
Tüm bu olanlara yalnızken bakınca, çok iç parçalayıcı gözüküyor. Kendini daha da yalnız, kimsesiz, çaresiz hissetmene yol açıyor ve karşındaki çift her kim olursa olsun, o doğru insanı bulmuş sanıyorsun. 
Git sor ona ya da bak bi twittera herkes içinde ne kadar yalnız, bugün ayrılsa yarına başkasını yedeklemiş. 
Senin tat aldığın yalnızlığa, kimsenin cesareti yok...
En uzun yalnızlığını sor, alacağın cevap seni bile güldürür!

Herşeyi, herkesi bırak bir kenara ve çevrene bir bak illa ki, vardır 
oralarda bir köşede seni mutlu etmeyi bekleyen birileri...
Bilirsin; zaman, mutluluk zamanıdır ve o zamanında görüp içini burkan görüntülerin başrolü artık senindir. Değerini bileceğin, kimseleri yedeklemeyeceğin, mutluluğuna şahit aramayacağın, uzun ve zor zamanların sonrasında gelen mutluluğun gerçek mutluluk ve aşk olacağını bilirsin ;)

Tüm yalnızlara, aşk dolu günler yakındır !...




9 Temmuz 2013 Salı

GİRİŞ - GELİŞME - SONUÇ

                                       Günümüz ilişkileri giriş ve gelişmeden ibaret...

Öyle güzel ki; başlangıçtaki heyecan, tanıdıkça ait olma, kendini onda arayıp bulma hissi, yaşadıkça biriken ortak anılar...
Sevgili sıfatından az, arkadaşlık sıfatından fazla en güzel ilişki durumu!

Neden bu en güzel durum yetmez ki insanlara?

Ne zaman ki; duygu yoğunluğu artıyor başlıyor bu ilişki nereye gidiyor, 
bir adını koyalım muhabbetleri ve büyü bozuluyor.
Halbuki; adı aşk olsa, arkadaş olsa, Kezban olsa, Mahmut olsa kime ne?
Sen o sorumluluğu istemedikçe, kendinden ve onun doğru insan olduğundan emin olmadıkça isim koysan ne fark eder?
Giriş - Gelişme  süper, SONUÇ mutsuz son.

Ağırdan almalar, mutlu olup tadını çıkartmalar... Kız tarafının ciddi ilişki takıntısı, erkek tarafının bi yatalım bakarız hayvansı iç güdüsüyle çöpe gidiyor. O başlangıç heyecanı, gelişmedeki mutlu günler, hatırlanmak istenmeyecek anılara dönüşüyor birden...

Bir ilişkiye başlamak, onu devam ettirebilmek, uzun süreli, kalıcı hale getirmek sevgi-saygının yanında günümüzde cesaret ve fedakarlık istiyor. Cesur olmadıkça ilişkiye başlayamıyor, fedakarlık göstermedikçe de devamını getiremiyorsun ve giriş, gelişme harika sonuç ise yine, 
MUTSUZ SON

25 Haziran 2013 Salı

#DİREN İNSANLIK

4 haftadır ülkede malum olaylar çok karışık resmen ilan edilmese bile iç savaş yaşadık, gördük!Toma, panzer ve biber gazlarıyla yakinen tanıştık, 3ağaç meselesi değil; iktidara, hükümete, var olan düzene karşı bir direniş başlatıldı hala da devam etmekte...Tüm bu olaylar olurken; bana neden yazmadığımı soran insanlar oldu, blogu takip eden az kişi var biliyorum ama bloğun içeriği benim dünyam olsa da genel içerik, kadın-erkek ilişkileri üzerine. Bu sebeple gelişen bu olayları yazmak yerine daha çok meydanlarda ve sosyal medyadan takip edip,katılmayı daha uygun bulduğumu öncelikle açıklamak istedim.

Bu kadar olay olurken, en fazla dikkatimi çeken fotoğraflar; meydanlarda elele biber gazı ve polislerden kaçan hatta üstünde gelinlik-damatlıkla meydanlara akan çifler oldu. Gerçek sevginin böyle bir gücü var!Zaman-mekan-eylem dinlemiyor, birlikte olmak yetiyor hatta pencere ve balkonlarından yanyana tencere tava çalan yaşlı çiftler bile gördüm. Bence vatan-millet sevgisi, siyasi düşünceler, Atatürk saygısı bir yana "Hastalıkta, sağlıkta, iyi günde, kötü günde" diye ettikleri yeminin hakkını verdiler.İtiraf ediyorum ki; ayrı ayrı hepsini çok kıskandım, çok imrendim ilişkilerine, siyasi görüşleri zıt bile olsa birlikte direnmelerine ...



Tüm bunları görünce sevgi, saygı ve aşkla bazı şeyler çözülmez mi acaba diye düşünmeden edemiyorum. Tencere Tava eylemleri yerine sarılma, elele tutuşma eylemleri gerçekleştırmek daha etkili olabilirdi sanki? 10 dakika sarılmayla, elele tutuşmayla sevginin gücüyle olaylar bu boyuta varabilir miydi? Ne zaman sevgiden, anlayıştan yoksun kaldık, ne zaman yalnızlaştık, ne zaman insani duyguları unuttuk  bu kadar?

KAHROLSUN BAĞZI ŞEYLER ... #Direnİnsanlık



23 Mayıs 2013 Perşembe

CESARETSİZ VE KORKAK ERKEKLER

Bu blogu açtım açalı hep yaşadıklarımı ya da çevremden gözlemlediklerimi yazdım o yüzden adı Benim Dünyam... (bu konuyu aydınlattıktan sonra)
Bu haftaki konu, son günlerde çevremde fazlaca gözlemlediğim, yaşadığım, hatta birçok kadının da yaşadığına emin olduğum, (cesur erkek ve ilişkileri tenzih ederek) ciddi bir ilişkiye başlamaktan korkan; 


                                   - Cesaretsiz ve Korkak Erkekler -

       İLİŞKİYE BAŞLAMAK

     Günlük, gecelik, eğlencelik tabir edilen değil de, güzel, akıllı, mantıklı ve güçlü görünen bir kadınla uzun vadeli bir ilişkiye başlamak onlar 
için korkutucu olan ilk adım.                                     
Uzun vadeli ilişki demek; zaman yaratmak, güvenmek, 
fedakarlıkta bulunmak, hesap vermek,
 ilgi göstermek, çapkınlıktan uzak durmaya çabalamak, tek eşliliği
 benimsemek ve paşa paşa 
trip çekmeye mahkum olup öyle hemen gitmemek demek.

    KORKMA SEBEPLERİ
Temelde tek korku, hissetmek istemedikleridir!
  Çünkü günlük ilişkilerde hislere, düşünmeye gerek yoktur. 
Para, zaman ve mekan bulduktan sonra eğlenmek kolaydır ve
 her zaman yapılabilir...
Bu yüzden kolay, eğlenceli ve geçici olan varken; 
zor, kalıcı ve fedakarlığa dayanan
bir ilişkiye cesaret edemeyip, hissetmekten kaçmayı tercih ederler.

              1- AŞK ve SAHİPLENİLME KORKUSU: Çok cesur görünüp, aşık olmak istediklerine aldanmayın konu aşk ve hisler ise, malesef o kadar cesur değiller. 
Bu cesaretsizliklerinin sebebi de genellikle; 
geçmişten gelen bir aşk acısı, aldatılma ya da terkedilme korkusundan kaynaklanır. 
Erkek, yapı olarak bencil ve basittir!
Bir erkeği düşünmeye, hissetmeye yönelten- yönlendiren 
her zaman kadın olmuştur.
Erkekler bunu asla kabul etmezler ama aptal kadın erkeğin gözüne soka 
soka yönlendirme yaparken, zeki kadın erkeğe bunu hiç çaktırmadan, 
zaman içinde yapar ;)
Onu sahiplenerek; hayatına el atmanızı ya da onu değiştirmenizi istemez 
ama unuttuğu şey,
 zaten bunu hiç bir insanın istemeyeceğidir. 
Uzun süreli ilişkilerde bu zaman içinde kendiliğinden olur ;)

2- SADAKAT KORKUSU: Düzenli bir ilişkiye başladıklarında, günlük-gecelik ilişkiler yaşayamayacaklarının bilincindedirler ama erkeği yöneten, kalbi veya aklı değil, hormonlarıdır.
 Hormonlarına hakim olabilen erkek sayısı da malesef azdır. 
Bu yüzden sadık olunmasını bekleyip,
 sadık kalamadıklarında vicdan muhasebesi yapmak istemezler. 
Fakat bu vicdan muhasebesini yapanlar da, rahatsız olup 
vicdanlarının sesini kısıp, 
yollarına devam etmeyi tercih ederler. 
Hormonlarıyla yaşamakta ısrar edenler için
 bir yerden sonra, vicdan ya da ahlak kavramları önemini yitirir. 
 Sanırım, ilkel hayattaki avlanma kültürüne, 
modern çağda kadını  av  gibi görerek sahip çıkıyorlar ;)

SONUÇ OLARAK: 

Bu korkuları yüzünden gelgitler yaşarlar, ilgisiz davranıp uzak durmaya, kendilerinden soğutmaya çalışırlar.
Demiştim "erkekler basit yaratıklardır" laftan değil, icraatten anlarlar.
Ara ara yoklama çekip bir gün bıraktığı yerde olmadığını,
onu başlamaya cesaret edemediği ilişkiye 
bir başkasının başladığını, hatun kişiyi başkasının mutlu ettiğini görünce;
cesaretlenmek isterler de, 
hadi geçmiş olsun artık ;)





        

14 Mayıs 2013 Salı

ALKOLLÜ ERKEĞİN YAN ETKİLERİ

       ALKOL, TÜM KÖTÜLÜKLERİN EMBRİYOSU!

Yıllardır "tüm kötülüklerin anası" derler de, hiç bir annenin bu kadar kötü ve etkili olduğunu sanmıyorum.
Sevilen, eğlendiren, zaman zaman kafa dağıtmaya yarayan, cesaret veren, rahatlamayı sağlayan, insana kendini dinlenmiş hissettiren, en etkili 
kas-kalp ve çene gevşetici ...

Sağlık üzerine etkileri malum onları anlatacak değilim. Ben o içip içip sarhoş muhabbeti dinleyen, "gel gel öpüjeem" denen, tüm gece alkolün etkisiyle esir alınan, telefonuna/kapısına dayandığınız hatunların tarafından bakarak, yazmak istedim.


Tüm gece "ben sarhoş değilim, bana sarhoş muamelesi yapamazsın" diyen her kim varsa, sabah "ya gece çok içmişiz, ne yaptım hiç hatırlamıyorum" derdine düşüyor.
"Neden bu kadar içtin?" sorusunun cevabı da malesef yok, düzenli içicilerin hepsinde aynı cevap; "alkolü seviyorum."

Eyvallah sev de, bakalım ben seni alkollü seviyor muyum, tüm gece kafan güzel diye benim kafamı çirkinleştirmene bayılıyor muyum?...
Bir de içip içip plağı başa saranlar yok mu ya da ne konuşursan konuş mantıkla seni dinlerken 2 saniye sonra hafızayı sıfırlayanlar...
Alkolden aldıkları cesaretle, cesaret hapı yutmuş gibi mangalda kül bırakmadan konuşup konuşup ayıldıklarında hiç bir halt hatırlamıyorum ayakları...
Bilinçaltında her ne varsa kusup, geceyi berbat edip, dengesizlikleriyle rekorlar kırıp sonra da sabah olunca zerre umursamamaları...
Bu sarhoş muhabbetleriyle kaybettiklerinin ya da kaybedeceklerinin değerini ayılınca farkedip, bu kez kaybettiklerine içmeleri...

Hele ki, her akşam  böyle içen arkadaşı, dostu, sevgiliyi bırak kocan varsa; 
al karşına, bağla sandalyeye sen iç iç, kafasını ütüle, sonra dök benzini yak. Sabaha valla ben hatırlamıyorum de, %100 haklısın! 

İçmek isteyene lafım yok ciğer senin, cebindeki para senin fakat 
kendini kaybetmeden, nerede durman gerektiğini bilerek, ağzınla, 
rakı şişesinde balık, viski şişesinde cin olmadan iç mümkünse... 

Kafa ütüleme, kimseye zarar verme, kimseyi rahatsız etme, sabah yarım 
yamalak hatırlayıp pişman olma. 
("Adamlığın kitabı" denen bir şey varsa, orada bunlardan bahsedilmiştir 
ama kitap okumayı sevmeyen erkek çoğunluğu okumamış olmalı)

Hadi bunu beceremiyorsun, o zaman hatundan uzak dur! Alkolden aldığın yetkilerle
psikoloji bozma, kaybettiklerine ve değişmedikçe kaybetmeye razı ol bunu da beceremiyorsan, bir zahmet milli içeceğimiz Ayrandan başka hiç bir sıvıya el atma!
  Senin de ciğerin para ederdi de, 
bu kadar alkole  dayanamadı

3 Mayıs 2013 Cuma

BABAMA ...

Babama !..

"Kaç yıl oldu?" diyenlere, 25 dedim bugün!
Koskoca 25 yıl ....
Beni görüp, koruduğunu bildiğim 25 sene....


İşin kötüsü en çok da ne koyuyor biliyor musun?
Seninle paylaşabildiğim, anılarımız olan tek bir günüm bile yok.
Ne elimi tutup parka götürmüşlüğün, ne birlikte sabah kahvaltıları, ne bir piknik, 
ne bisiklete binmeyi öğrettiğin bir an, ne bir mezuniyet hatırası, ne de karşılıklı 
oturup 2 kadeh tokuşturmuşluğumuz hiç biri yok....
Buna rağmen nasıl oluyor da hala yokluğuna alışamıyorum, bilmiyorum...

Sen yanımda olsan, nasıl olurdu diye düşünmediğim tek bir günüm yok.
Anılar, hatıralar olmasa da özlüyorum...
Keşke diyorum keşke yanımda olsaydın! Eminim birçok şey daha farklı
olurdu, biliyorum.

Hiç bir aile ferdi, hiç bir akraba, hiç bir sevgili, hatta yokluğunu hissettirmemeye
çalışan annem bile yerini tutmuyor.
Bu acıyı hafifletebiliyorlar ama yerini tutmaları imkansız ve beni anlamaları da...

Hayatımda geri dönmesinin imkansız olduğunu bile bile özleyerek beklediğim,
tek Adamsın!
Bunun yanında en kızdığım hatta en çok sevdiğim tek erkeksin!
Küçükken, babasının elinden tutan şımarık kızları görünce kıskançlıktan, 
zorla gülümsemek için dişlerimi sıkardım. 
Şimdi ise; kızlarını evlendiren babaların, torun sahibi olan dedelerin gözünde
bir damla yaş gördüğümde, onlardan daha fazla ağlıyorum.
Bu yüzden olmayacağını bile bile çok istedim senin şefkatini verebilecek birini
ve yanlışlar yapmak üzereyken yine sen korudun beni 
biliyorum,
teşekkür ediyorum ...

Bil ki; seni çok özlüyorum içimdeki boşluğun dolmuyor ve her yıl biraz daha
boşluk açılıyor ama merak etme ben iyiyim.
Küçük kızın büyüdü, ağlasa da, düşüp dizlerini kanatsa da tek başına ayağa
kalkmasını senin sayende her çocuktan daha hızlı öğrendi.
Şimdi annenin babanın yanında çocuk ol ve 
RAHAT UYU BABACIM ...


30 Nisan 2013 Salı

Seni Üzmek İstemiyorum

     ''SENİ ÜZMEK İSTEMİYORUM'' (üzmek ne ki, hayatını zindana çeviririm)

''Seni üzmek istemiyorum'' diyen kim varsa, en çok onlar üzer bizi ... Nedense...
Demek ki;
beceremiyorlar adam gibi ilişkiler yaşamayı ya da cesaret edemiyorlar... 
Israr etmemek, ikinci şansı verip, zaman kaybetmemek lazım çoğu zaman...

Kendine güvenemeyen insanın bize ne faydası olur? 
Mutluluk ve huzur da bir faydadır hatta hayattaki en büyük fayda!
Herkesin yanında mutlu ve huzurlu olamazsınız deneseniz olmaz, zorlasanız olmaz yani öyle her zaman, her insanda olmaz, bulunmaz...

Mantıklı düşünen her insan, ''Aslında seni üzmek istemiyorum'' sözünü duyduğu an, karşı taraftan uzak durur, evet başarılı da olur... 

Peki ya  karşı taraf, bunu söylemesine rağmen sizden uzak durmuyorsa, duramıyorsa? Dengesizlikleriyle ne sizinle bir ilişki kurmaya ne de sizden uzak durmaya yanaşmıyorsa?
Siz ona adım atmaya çalışınca, kaçıyorsa? .......

İşte bence, çağımızın bir vebası da bu; sevmek isteyip, cesaret edememek buna rağmen ''ben gidiyorum'' demeden, gitmek! 
Korkup, savaşamamak, bunun yerine kolay ama duygusuz olan ilişkilere yönelmek...

Neden ''Gidiyorum'' diyemedikleri de aşikar çünkü geri dönüp, yoklayacak tekrar. Bakalım bıraktığı yerde misin, aldın mı hayatına bir başkasını, mutlu oldun mu, elini tutan, yüzünü güldüren,  başını omzuna koyduğun, mesajlarıyla seni gülümseten bir başkası oldu mu ????????

Bunların hepsi olur da, o da sen de bilemezsin mutlu oldun mu / O huzuru başkasında buldun mu?

24 Nisan 2013 Çarşamba

İSTİSNA

Kadınlar belli yaşa gelip hala bekar ve yalnızlarsa, ''evde mi kalacak, tabii beni kabul eder, benden iyisini mi bulacak?'' mantıksızlığı almış başını yürümüş!

Neresinden tutsak, elimizde kalacak erkeklerde maşallah bir özgüven bir özgüven, patlama gibi mübarek... 
Bu aralar hangi ilişkiye baksam; 
ya aldatmalar/ yalanlar üzerine kurulmuş,
   ya evlenip, boşanmış hatta çocuklu erkekler,   
 ya da geçmişinde affedilmesi zor hatalar yapmış 
yine de doğru adım atmaya                                                                      
     cesaret edemeyen fakat sanki onlardan başkasını 
bulamazmışız gibi 
         burnu büyük, aşırı ve gereksiz bir özgüven saçmalığı dizisinden oluşuyor!    
(Dönüp baksan da; kendi ailesinden birine ya da dostlarına böyle insanları layık bile görmezler)


Millette ne bu rahatlık, ne bu mezhep genişliği? 
Bu kadar mı çürüdü içiniz, 
bu kadar mı geçti son kullanım tarihleriniz¿
                                      
Toplum ve ilişkiler ne zaman bu hale geldi bilmiyorum, anlamıyorum ama sinir bozucu. Tabii istisnalar, masumiyetini kaybetmemiş insanlar da yok değil fakat istisnalar kaideyi bozamıyor malesef.


O istisnaları mal gibi bir kenara yedekleyip, zarar vereceğini düşünmeden; arasıra onlara yoklama çekerek, hayatını dejenere şekilde sürdürmeye devam eden, cesaretsiz/ korkak bir milletiz!

(Tavsiyeme ihtiyacınız yoktur ama)
Siz, siz olun ve hayatınıza kimseyi yedeklemeyin! Doğruluğuna inandığınız her kim varsa; dürüst ve sabırlı olarak emek gösterin. Yoksa sizin karşınıza sizden daha kusurlu insanlar çıkınca o masumları mumla ararsınız ...
Belki bulduğunuz da çok geç kalmış olursunuz....

15 Nisan 2013 Pazartesi

YAN MASA EĞLENCELERİ

Ayrı masalarda, ayrı muhabbetlerdeyiz bundan böyle...

Henüz doğru dürüst başlayamayan, yanlış zaman/yanlış insan kombininden oluşan ilişkinin 
bitmesinden daha doğru, başka ne olabilir ki?
Hele ki, bittiği andan itibaren birbirini tekrar kazanmayı denemek yerine ilk iş,
 başkasını bulmak ise; o ilişkinin ne kadar yanlış olduğu aşikardır.
Hiç bir üzüntü, hiç bir acı duymazsın en sevilesi ayrılık biçimi ama 
aklında soru işaretleri kalır ya, o fenadır işte...

Sana ayırmadığı zamanları, sana verip tutmadığı sözleri kime verip,
 kiminle paylaşıyor bunu hiç umursamazsın da,
 o masada başkasıyla otururken, yalanlarla kandırmaya çalıştığı avı üzerinde
 itinayla çalışırken, karşısında  bir anda seni görsün istersin! 
Bu istek, bir cesaret yükler, eline de bir fırsat geçer ve kalkar gidersin.


Eğleneceğinin garantisi %100' dür!
Tam da, yan yana masalara denk geldiğinizi görmek; ayrı bir eğlence sebebidir. 
Oturup Celal ile Ceren filmindeki gibi tüküreyim de romantizm olsunlar hatta Cem Yılmaz 
gösterisindeki gibi garson edasıyla ''oo abicim kolay gelsin, ne verelim abimize'' muhabbetleri
ya da garsona bi kaş gözle yan masaya yanar döner meyve tabağı yollama isteği vs....
Senin gördüklerinle, onun seni gördüğündeki şaşkınlığıyla doyasıya eğlenirsin
 ve sana yakışanı yapar,
hiç maraz çıkarmadan, ses etmeden kalkar, salına salına mekanı terk edersin.
(Bu yazıyı okuyan herkese nacizane tavsiyemdir; Elinize böyle bir imkan geçerse, 
kesinlikle kalkıp gidin çünkü özgüven arttıran, 
kendi sabrınıza kendinizin şaşırdığı ve gerçekten eğlendiren bir hareket)
Bitti mi ?  -Hayır
Ben, başka mekana gidip kız kıza eğlencenin tadını çıkartmayı tercih ettim :)
Bu kez eğlenirken, yalnız değildim çünkü yanımdaki kız arkadaşım eski sevgilisiyle sırt sırta 
dans ediyordu (eski sevgilisinin elini tutan bir başka kız olduğunu sanırım söylemeye gerek yok :D)
Anladım ki;
Allah bu geceyi, bizi eğlendirmek ve bizi yalnız bırakırken aslında,
kimlerden koruduğunun cevabını bizzat göstermek için yaşatmış 
ve bu saatten sonra da gerçekten daha fazla eğlendim :)

Yazıyı burada bitirmem gerektiğinin farkındayım fakat ben de gecenin bittiğini sanarken,
bir telefon geldi ve başka hatunla romantik yemek yerken, bolca alkol alan
arkadaş, yanımda belirdi. 
O hala farkında olmayabilir ama gecenin sonunda, benim ondan anladığım;
bu saatten sonra kiminle, ne kadar içerse içsin
 aklında bir yerim olucak!
(bu sayede, birinin alkolü bırakmasına sebep olurum belki :) )
İnsana en büyük ceza; yanındaki başka, kalbindeki başka hadi biraz da böyle yaşa....






10 Nisan 2013 Çarşamba

EĞLENCELİK mi EVLENMELİK Mİ?

ERKEKLER;


Çift karakterli yaratıklardır.
 (Aslında çift karakterden fazlasına sahip olanlar da var...)
Çift karakteri nasıl ve nereden çıkarttığıma gelince; 
Kadınları eğlencelik ve evlenmelik olarak ayıran zihniyet, kime ait? 

Eğlencelik kızlar evde mi kalır, onları hangi adam alır?
Kaldı ki, onları alan adam eğlenceli bir evlilik yapmış olmaz mı?
....Kafamda deli sorular....

Biz kadınların hemcinslerimizi böyle kategorize edebileceğimizi sanmıyorum bize kalsa, evlenmelik/eğlencelik yerine topuklu ayakkabı/spor ayakkabı veya 
orjinal çanta/çakma çanta kullananlar olarak kategorize ederdik eminim :)
Bir düşünün birçok erkek arkadaşınızdan hatta sevgilinizden bile, ''Aaa kızım saçmalama, o kız ötekiler gibi değil'' ya da ''Bak ben çok hatunla takıldım,  gecelikler, gündelikler vardı ama artık sıkıldım, yoruldum ve sen onlardan biri değilsin. Artık ciddi birşey yaşamak istiyorum'' vs... şeyler duymayanımız var mı? Sanırım yoktur çünkü bunları duyan tek temiz aile kızı ben kalmış olamam değil mi, eğer böyleyse durum daha da fena !... :)
Şaka bir yana ne zamandan beri bu sözleri ciddiye almıyoruz kaç yanılgıdan, kaç yenilgiden sonra artık bu sözlere kanmıyoruz bunu bilmiyorum tek bildiğim, bu sayede herkesin kendine bir koruma kalkanı geliştirdiği...
Güvensizlik dedikleri ne zaman başlıyor, ne zaman birbirini sınamaya başlıyor insanlar ?...

Erkeklerin ciddi düşünmek için yedekledikleri, fakat o yedeğe emek verip, zahmet ve fedakarlıklarla dolu zaman yaratmak yerine; eğlencelik biriyle zahmetsiz, düşünmeden, fedakarlığa gerek kalmadan ve eğlenceli zaman geçirmeyi tercih ettikleri KESİN!
Hani fikir farklı, zikir farklı işte ;)

Büyümeyen, kolaya alışık, armut pişsin ağzıma düşsün hatta ben istediğimle istediğim haltı yiyeyim ama evleneceğim kadın gözünü benimle açsın düşüncesi, evlilik kararı alınınca da, evinin ve kocasının hizmetçisi tarzı bir düşünce yapısı ve sonuç olarak
beklentisi bitmeyen bir erkek egomanyası...

Hani neden diye düşünüyorum da, ''ATAERKİL'' yapıdaki toplum düzenimiz sağolsun diyerek, cevap verip, işin içinden çıkan insanlara kafa göz dalasım geliyor.
 Bu adam müsveddelerini doğuran anne de, 
biz kadınları kim doğurdu?
Onlar anasının göz bebeği, el bebek gül bebeği de 
biz anamızın kaktüsü müyüz?
 Bu dünyaya hizmet etmek, mutlu etmek, 
onların egolarını yükseltmek,
  karşılığında da eğlencelik/evlenmelik olarak kategorize olmak için mi geldik?

Hadi kategorize ettiniz de; 
eğlencelik hatuna yanaşacak paranız, 
 evlenmelik hatuna yanaşacak cesaretiniz, aklınız ve 
verdiğiniz sözü tutacak kadar adamlığınız var mı acaba?
Kategorileri bırakın da, hayatta ne istediğini bilmek önemli bir meziyettir!...